0 (216) 358 02 38

turhal@superonline.com

Pazartesi-Cuma 15:30-18:30

10 Oca 2021

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Tıp dünyası onları multidisipliner bakışla alt ediyor: Baş-Boyun Kanserleri

Onlar aslında nadir görülen kanserler arasında. Pek çok organı etki alanına alıyor ve özellikle yüz bölgemizde estetik kaygılar getiriyor. Ancak günümüzde multidisipliner yaklaşımlar ve modern tedaviler sayesinde bu kanserlerde sıklıkla iyi sonuçlar alınıyor.

Baş-boyun bölgesinin kanserleri birçok organın kanserine
verilen genel bir ad. Diğer bölgelere oranla daha nadir görülen
bu kanserler, oral kavite (dil, dudak, diş eti, yanak, damak), orofarinks
(dil kökü, ağız tabanı, bademcik), larinks (gırtlak), nazofarinks (geniz)
ve hipofarinks (yutak) bölgelerinde ortaya çıkıyor. Genellikle en bilinen
nedeni tütün mamulleri kullanımı.

Yazının devamı için tıklayınız →i

10 Oca 2021

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

2020 yılında 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti

Dünya COVID-19 salgınıyla meşgul ancak çağımızın önemli hastalıklarından kanser gibi hastalıklarda da 2020 yılında artışlar yaşandı. 15 Aralık’ta Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) Dünya Kanser İstatistiklerini açıkladı. Bu istatistiklerde 185 ülkedeki 36 kanser tipi ile ilgili 2020 yılı bilgilerine yer verildi. Buna göre 2020 yılında 19.3 milyon hastaya yeni kanser tanısı konulduğunu ve 10 milyon kansere bağlı ölüm olduğunun hesaplandığını belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Dünyada her 5 insandan biri yaşamı boyunca kansere yakalanıyor ve 8 erkekten biri, 11 kadından biri kanser sebebiyle hayatını kaybediyor” açıklamasında bulundu.

İlk 10 kanser tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 60’ını ve kanserden ölümlerin yüzde 70’ini oluşturuyor. 2020 yılında ilk defa meme kanserinin yüzde 11.7 ile dünyada en sık rastlanan kanser olduğunu ve her 8 vakadan birinin meme kanseri olduğunu vurgulayan Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Ona benzer bir sıklıkta, yüzde 11.4 ile akciğer kanseri gözleniyor ve onları sırasıyla yüzde 10 ile kalın bağırsak kanseri, yüzde 7.3 ile prostat kanseri ve yüzde 5.6 ile mide kanseri takip ediyor” dedi.

AKCİĞER KANSERİ İLK SIRADA
Kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinin yüzde 18 ile ilk sırada yer aldığına dikkat çeken Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Kalın bağırsak kanseri yüzde 9.4 ile ikinci sırada, karaciğer kanseri yüzde 8.3 ile üçüncü sırada, mide kanseri yüzde 7.7 ile dördüncü sırada ve meme kanseri de yüzde 6.9 ile beşinci sırada yer alıyor” açıklamasında bulundu.

KADINLARDA MEME KANSERİ ÖLÜME YOL AÇIYOR
Erkeklerde en sık görülen ve ölüme yol açan kanserin akciğer kanseri olduğunu belirten Prof. Dr. Serdar Turhal, “Onu, görülme sıklığında prostat ve kalın bağırsak kanseri izlerken, ölüme yol açma sıklığında ise karaciğer kanseri ve kalın bağırsak kanseri izliyor” dedi. Kadınlarda ise en sık görülen (her 4 vakadan biri) ve ölüme yol açan (her 6 ölümden biri) kanserin meme kanseri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serdar Turhal, “Onu, görülme sıklığında kalın bağırsak kanseri ve akciğer kanseri, ölüme yol açmada ise akciğer kanseri ve kalın bağırsak kanseri izliyor” dedi.

2040 YILINDA 28.4 MİLYON KİŞİYE KANSER TANISI KONACAK
Meme kanseri artışındaki ana sebepler arasında daha geç yaşta çocuk sahibi olunması, daha az çocuk doğurulması, artan obezite ve hareketsiz yaşamın düşünüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Serdar Turhal, “Mevcut trend korunursa 2040 yılında yüzde 47 artışla 28.4 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulacağı hesaplanıyor. Bu artıştan en çok etkilenecek ülkelerin ise düşük ve orta insani gelişmişlik grubundaki ülkeler olması öngörülüyor” dedi.

Kaynak: sabah.com.tr

21 Ara 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

D vitamini ileri evre kanser oluşum riskini azaltıyor mu?

Araştırmalara göre D vitamini ileri evre kanser oluşum riskini azaltıyor. Araştırmanın sonucuna göre D vitamininin genel olarak ileri evre kanser oluşum riskini yüzde 17 azalttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Araştırıcılar vücut kitle endeksi normal olan, yani kilolu olmayan sağlıklı bireylere baktıkları zaman bu risk azalmasının yüzde 38 mertebesinde olduğunu gördüler ve vücut kitle endeksinin, yani kilolu olup olmamanın da D vitamininin kanser riskini azaltmasında bir katkısı olacağını rapor ettiler” açıklamasında bulundu.

Başlangıçta 2018 yılında yapılan D vitamini ve Omega 3’ün kanser hastalığının sıklığını azaltmasını sorgulayan çalışmada kanserin oluşumuna herhangi bir katkısı olmadığının gösterildiğini ancak D vitamininin kansere bağlı ölümlerde sınırda bir katkısı olabileceğinin düşünüldüğünü vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Şimdi bu VITAL çalışmasının ikincil takip analizi yapıldı. Bu çalışmada araştırıcılar D vitamini alınmasıyla metastatik veya ölümcül kanser riski arasında bir ilişki olup olmadığını sorguladılar. Geçtiğimiz günlerde sonuçları yayınlandığında D vitamininin genel olarak ileri evre kanser oluşumunda yüzde 17 risk azalttığını rapor ettiler. Araştırıcılar vücut kitle endeksi normal olan yani kilolu olmayan katılımcılara baktıkları zaman bu risk azalmasının yüzde 38 mertebesinde olduğunu gördüler ve vücut kitle endeksinin yani kilolu olup olmamanın da D vitamininin kanser riskini azaltmasında bir katkısı olacağını rapor ettiler” dedi.

Kilolu olmayanlara katkısı daha yüksek

Bu tedavinin ucuz, kolayca ulaşılabilen ve çok uzun yıllardır kullanılan bir ilaç olması dolayısıyla araştırmacıların özellikle kilolu olmayan bireylerdeki katkının daha iyi olduğunun dikkate alınması gerektiğini söylediklerini belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bu 5 yıl süren çalışma kontrol kolunda plasebo dediğimiz herhangi bir ilaç olmayan çalışmaydı. Bu çalışmada erkeklerin yaşı 50’nin, kadınların ise 55’in üzerindeydi ve hiç kanser tanısı konmamış bireylerdi. Hem D vitamini hem de Omega-3 takviyesinin katkısını sorgulayan bir çalışmaydı. Bir grup hastaya hem Omega-3 hem D vitamini, bir grup hastaya yalnızca D vitamini, bir grup hastaya yalnızca Omega-3, bir grup hastaya da bu ilaçlara benzeyen ancak içi boş olan kapsüller verildi. Yalnızca kanser değil, kalp hastalıkları da bu hastalarda sorgulandı” dedi.

Metastatik ve ileri evre kanser oluşumunu azaltıyor

Bu çalışmanın 2018 yılındaki ilk kısmının sonucunda kanser oluşumunda takviyeleri alan kişilerde herhangi bir fark görülmediğini paylaşan Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “İkincil analiz, metastatik ya da ölümcül kanserin D vitamini alan hastalarda farklı olup olmadığını sorguladı ve aynı zamanda hastaların vücut kitle endekslerinin yani kilolu olup olmamalarının bu seyirde katkısının olup olmadığını sorguladı. 25 bin kişinin gözlendiği bu çalışma sırasında 1617 kişiye takip eden 5 yıl içinde kanser tanısı kondu. Bu kanserler içerisinde öncelikle meme kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, akciğer kanseri gözlendi ancak diğer nadir kanserler de vardı. Katılımcılar arasında D vitamini alan 13 bin kişinin 226’sında kanser saptandı. Plasebo denilen boş tabletleri alanlarda ise bu rakam 274’tü. Katılımcıların 7843’ü (yüzde 25’inden daha azı) ideal kilosundaydı. Bu kişiler arasında D vitamini alan 58 kişide kanser saptandı. Bu çalışmadaki D vitamini ve vücut kitle endeksi, yani kilolu olmaya bağlı ilişkiler tesadüfen bulunmuş da olabilir çünkü kanser hastalığı saptanan rakamlar çok küçüktür. Ancak yine de şüpheler artıyor ki kilolu olma ile D vitamininin kanserin seyri üzerinde olan katkısı arasında bir ilişki olabilir” açıklamasında bulundu.

Kilolu olmak D vitamini etkinliğini azaltabiliyor

Kilolu olmanın vücutta bir enflamasyona, yani bir iltihabi duruma yol açtığını vurgulayan Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu da D vitamininin hem sinyal hem de reseptör üzerinden etkinliğini azaltabilir. Çünkü geçmişte şeker hastalarında yapılan çalışmalarda da hastaların kilolu olmaması durumunda D vitaminin faydasının daha yüksek olduğu gösterilmişti.

Kanser hastalarında D vitamini eksikliği sık rastlanan bir sorundur ve bir çalışmada hastaların yaklaşık yüzde 72’sinde D vitamini eksikliği görülmüştür.

Ayrıca hastaların kilolu olmasının da tek başına kanser riskini arttırdığı ile ilgili çalışmalar vardır.

Bu bilgiler ışığında D vitamini verilmesinin metastatik kanser oluşumunu azalttığı sonucuna varamayız ancak burada bir şüphe doğmuştur ve bu şüphenin daha ileri çalışmalarla araştırılması uygun olacaktır kanaatindeyim.”

Kaynak: Win Ally

21 Ara 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Kanser Hastaları Covid-19 Aşısını Olmalı mı?

Çok yakın bir zaman içerisinde risk grubunda olan insanlara COVID-19 aşısı yapılmaya başlanacak. Kanser hastaları ve yakınlarının “Kanser hastalarına COVID-19 aşısı yapılmalı mı?” sorusunun yanıtını merak ettiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Hastanın genel durumunun iyi olması durumunda aşı olunmasını öneriyoruz” açıklamasında bulundu.

Kanser hastalarına aşı olmalarının önerildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Toplumda uygulanması planlanan, değişik teknolojilerle üretilen COVID-19 aşılarının hiçbiri canlı virüs aşısı değildir. Yapılan çalışmaların kanser hastalarını içermemesi ve beklenen etkinliğin özellikle aktif kemoterapi alan hastalarda düşük olacağı öngörülmekle birlikte, kanser hastalarına bu aşılardan herhangi birinin yapılmasının hastalarda COVID-19 enfeksiyonu riskini azaltacağı düşünülerek sağlık bakanlığının onayladığı COVID-19 aşılarından birini yaptırmasını öneriyoruz” dedi.

Hangi tip aşının daha uygun olacağına ilişkin kanser hastalarına yönelik çalışmalar olmadığından çok fazla bilgi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Serdar Turhal, “Biz bu aşıların hepsinin teorik olarak uygulanabileceğini düşünüyoruz. Yani hem mRNA aşısını hem de inaktif aşıyı öneriyoruz” dedi.

Hastanın durumu iyi ise aşı her evrede uygulanabilir

Her kanser hastasının aşı olabileceğini ancak hastaların aktif COVID-19 enfeksiyonu olduğu dönemde bu aşıların yapılmasını ya da kanser hastalığına bağlı düşkün olduğu dönemde bu aşıların yapılmasının önerilmediğini belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Genel durumu iyi olan hastaya yapılmasını öneririz. Evre ile ilgili bir kısıtlamamız yok, her evrede bu aşılar yapılabilir” şeklinde konuştu.

Yan etkiler kısa süre sonra geçiyor

Aşıların özellikle kanser hastalarına uygulanması ile ilgili yan etkiler anlamında paylaşılan bir bilginin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bildiğimiz kadarıyla bu aşılara bağlı yan etkiler çok ağır değil. Kanser hastalarının genel durumlarının iyi olduğu dönemde bu aşının yapılması durumunda olası yan etkiler de birkaç gün sonra geçtiği için ek bir sıkıntı olacağını düşünmüyoruz” açıklamasında bulundu.

Kanser hastalarının yüzde 5’i COVID-19 nedeniyle hayatını kaybediyor

Kanser hastalarının bu virüse yakalandıklarında kesinlikle öleceklerinden korktuklarını belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Sağlık Bakanlığı’nın yardımıyla Türkiye’de kanser hastalığı tedavisi gören 1523 COVID-19 hastalığına yakalanmış hastayı takip ettik. 1 aylık takibimizde bu hastalardaki ölüm oranı yüzde 5.1 idi. Radyasyon Onkolojisi Derneği’nin yaptığı çalışmada da yine yüzde 5 oranı bulundu. Daha önce Çin’den rapor edilen yüzde 40 oranındaki rakamlar bizim kendi takip ettiğimiz hastalarda görülmedi, çok daha düşük bir ölüm oranı görüldü. Bu veriler Aralık ayı başında UICC (Union for International Cancer Control) kurumunun International Journal of Cancer isimli prestijli dergisinde yayınlandı. Burada yayınlanmış olması Türkiye datasının kıymetli olduğunun da bir göstergesi diyebiliriz” dedi.

“Ek olarak da yakın zamanda New York Sloan Kettering Kanser Merkezi’nden gelen bir başka raporda kanser hastalarının COVID-19’a yakalandıkları zaman iki aya kadar bulaştırıcılıklarının devam ettiğine ilişkin erken raporlar var” diye vurguladı.

Kaynak : Anadolu Sağlık

14 Ara 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Kanser Hastalarında Covid-19 Bulaştırıcılığı Daha Uzun Sürebiliyor

Covid hastalığına yakalanan ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar alan kanser hastalarında virüse bağlı semptomlar ortaya çıktıktan 78 gün sonra dahi bulaştırıcılığın devam ettiği ve semptomlardan 61 gün sonra dahi canlı virüsün kültürde üretilebildiği yakın zamanda New York Memorial Sloan Kettering Hastanesinde yapılan bir gözlemden sonra rapor edildi.

Bu gözlem sırasında Covid hastalığına yakalanmış ve bağışıklık sistemi baskılanmış 20 kanser hastası gözlendi, bunlardan 18 tanesine kemik iliği nakli yapılmış veya CAR-T hücre tedavisi yapılmıştı, 2 tanesi de lenfoma hastası idi. Bu 20 hastanın 15’i kanseri için aktif bir şekilde tedavi edilmekteydi ve 11 tanesinde Covid enfeksiyonu ağır seyretti. Bu hastalardan toplamda Covid taraması için 57 geniz örneği alındı ve 1 hastada şikayetleri başladıktan 78 gün sonra dahi virüsün sebat ettiği görüldü. Ayrıca kültür üremesine bakıldığında bir hastanın 61 gün sonra dahi kültüründe canlı virüsün üreyebildiği gösterildi.

Bu bulaştırıcılık süresi Covid enfeksiyonuna yakalanan sağlıklı bireylere göre (7-10 gün) çok daha uzun olduğu için dikkat çekti ve daha ileri gözlemleri ve yakın takibe ihtiyaç olduğu konusunda bir uyarı yapıldı.

Sonuç olarak bağışıklık sistemi baskılanmış, özellikle kemik iliği nakli yapılan kanser hastalarında bulaştırıcılığın 2 aya kadar sürebilir. Bu bulgular hastaların izole edilmesi için daha uzun süreye ihtiyaç duyulduğu konusunda güçlü bir kanıt oluşturmaktadır.

5 Aralık 2020

14 Ara 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

D Vitamini Takviyesi İleri Evre Kanser Oluşumu Riskini Azaltıyor Mu?

2018 yılında yapılan ve D vitamini ve Omega 3 takviyesinin kanser hastalığının sıklığını azaltmasını sorgulayan VITAL çalışmasında bu takviyelerin kanserin oluşumuna herhangi bir katkısı olmadığı gösterilmiş ancak D vitamininin kansere bağlı ölümlerde sınırlı da olsa bir katkısı olabileceğine dair ön sonuçlar gözlenmişti.

Geçtiğimiz günlerde bu ön sonuçların takip analizi yapıldı ve D vitamini alınması ile metastatik veya ölümcül kanser riski arasında bir ilişki olup olmadığı ile ilgili olumlu sonuçlar açıklandı. Araştırıcılar D vitamininin genel olarak ileri evre kanser oluşumu riskini %17 oranında azalttığını rapor ettiler. Aynı çalışmada vücut kitle endeksi normal olan yani kilolu olmayan katılımcılarda bu risk azalmasının %38 mertebesine çıktığı gözlendi. Bu sonuçlarla da vücut kitle endeksinin yüksekliği yani kilolu olmanın da D vitamini ile kanser riskinin azaltılmasında bir etkisi olacağını rapor ettiler.

D vitamini ucuz, kolayca ulaşılabilen ve çok uzun yıllardır kullanılan bir takviye olduğundan ve özellikle kilolu olmayan bireylerdeki katkı daha yüksek olduğundan bundan sonraki araştırmalarda bu katkının dikkate alınması önerildi.

Beş yıl süren bu çalışmanın kontrol kolunda plasebo (şeker hapı da denilen) kullanıldı, erkeklerin ortalama yaşı 50’nin, kadınların 55’in üstünde idi ve kanser hastalığı geçirmemiş bireylerdi. Bu çalışmada hem D vitamini, hem de Omega 3 takviyesinin katkısı sorgulandığı için bir grup hastaya hem Omega 3 hem D vitamini, bir grup hastaya yalnızca D vitamini, bir grup hastaya yalnızca Omega 3, bir grup hastaya da bu ilaçlara benzeyen ancak içinde herhangi bir etken madde olmayan kapsüller verilen bu çalışmada yalnızca kanser değil, kalp hastalıklarının oluşumu da gözlendi. Çalışmanın ilk kısmında kanser oluşumunu azaltma anlamında bu takviyeleri alan bireylerde herhangi bir fark görülmedi. Şimdi rapor edilen ikincil analiz hem metastatik ya da ölümcül kanser oranının D vitamini alan hastalarda farklı olup olmadığını ve hem de hastaların vücut kitle indekslerinin yani kilolu olup olmamalarının bu faydada etkisini sorguladı. 25 000 kişilik bu çalışmanın 5 yıllık takibi sırasında 1617 kişiye kanser tanısı konuldu. Bu kanserlerin içinde öncelikli olarak meme kanseri, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, akciğer kanseri vardı. 25 000 katılımcı arasında D vitamini alan 13 000 kişinin 226’sında kanser saptandı. Plasebo tabletleri alanlarda ise bu rakam 274 idi. Katılımcıların %25’inden azı (7843 kişi) kilolu değildi ve bu kişiler arasında D vitamini alan 58 kişide kanser saptandı.

Bu çalışmadaki D vitamini ve vücut kitle indeksi yani kilolu olmaya bağlı ilişkiler tesadüfen de bulunmuş olabilir çünkü gözlenen vaka sayıları çok küçük ancak yine de şüpheler o yöndedir ki kilolu olma ile D vitamini aktivitesi arasında bir ilişki olabilir. Çünkü kilolu olmak vücutta iltihabi bir reaksiyona yol açıyor, bu da hem D vitaminin sinyal etkisini hem de bağlandığı reseptörler üzerindeki etkinliğini azaltabilir. Çünkü geçmişte şeker hastalarında yapılan çalışmalarda da hastanın kilolu olmaması durumunda D vitaminin faydasının daha yüksek olduğu gösterilmişti.

Kanser hastalarında D vitamini eksikliği sık rastlanan bir sorundur ve bir çalışmada hastaların yaklaşık %72’sinde D vitamini eksikliği görülmüştür. Öte yandan hastaların kilolu olmasının da kanser riskini artırdığı ile ilgili çalışmalar vardır.

Bu bilgiler ışığında D vitamini verilmesinin metastatik kanser oluşumunu azalttığı sonucuna varamayız ancak burada bu etkiye dair bir ipucu bulunmuştur ve bu ipucunun daha çok sayıda birey içeren ve uzun takipli çalışmalarla açığa kavuşturulması uygun olacaktır kanaatindeyim.

21 Kasım 2020

14 Ara 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

STATİN GRUBU İLAÇLAR KOLON KANSERİ OLUŞUMUNU AZALTIYOR

Kandaki kolesterol seviyesini düşürmek için kullanılan statin grubu ilaçların kalın bağırsak kanseri oluşumu sıklığını azalttığı ile ilgili geçtiğimiz günlerde yeni bir bilgi paylaşıldı.

İltihabi (enflamatuar) bağırsak hastalığı olan hastalarda kolon (bağırsak) kanseri riskinin arttığını biliyoruz. Bu hastalarda bugüne kadar değişik ilaçlar bu kanserin önlenmesi için kullanıldı ki bunların arasında Aspirin dahil olmak üzere ağrı kesici ilaçlarının, tansiyon ilaçlarının, D vitamininin ve şeker hastalığı ilaçlarının kalın bağırsak kanserinin oluşumunu azaltmasına olan etkisi ile ilgili ilaçlar vardı. Bunlardan en ümit vadeden Aspirin’in kanama riskini artırması nedeni ile rutin kullanıma girmesi mümkün olmadı. Diğerleri ile yapılan araştırmalar da kesin bir sonuç vermedi.

Statin grubu ilaçlar tüm dünyada kolesterol kontrolü için en sık kullanılan ilaçların arasındadır. Bu grup ilaçların karaciğer kanseri, meme kanseri, mide kanseri, pankreas kanseri, safra kesesi yolları kanseri gibi değişik kanserlerin oluşumunu azalttığı ile ilgili kesinlik kazanmamış gözlemler vardır. Bu ilaçların kanser gelişimi üzerindeki baskılayıcı etkisinin RAS geni üzerinden olduğu düşünülmektedir.

2014 yılında rapor edilen bir çalışmada 40 ayrı statin ile yapılan çalışma gözden geçirilmiş ve bu grup ilaçların kolon kanseri riskini %9 azalttığı rapor edilmiş ancak kesin kanıt için daha doğru tasarımlı çalışmalara ihtiyaç olduğu belirtilmişti.

New York’dan rapor edilen güncellenmiş yayında ise 52 ayrı çalışma gözden geçirilmiş ve toplam 11.459.306 birey üzerindeki etki gözlenmiştir. Bunların 2.123.293’ü statin grubu ilaç alıyor, 9.336.013 tanesi ise almıyordu. Bu grup içinde statin kullananların kalın bağırsak kanseri riskinin kullanmayanlara kıyasla %20 daha düşük olduğu gözlendi.

Enflamatuar bağırsak hastalığı olan 17.528 hastanın ise 1.994 tanesi statin kullanıyor, 15.534 tanesi kullanmıyordu, statin kullanımının bu hastalarda kalınbağırsak kanseri riskini %60 azalttığı gözlendi.

Sonuç olarak statin grubu ilaçların özellikle enflamatuar bağırsak hastalığı olan kişilerde kolon kanseri oluşumunu azalttığı ile ilgili güçlü bir gözlem yapılmıştır ve bunun doğrulanması karşılaştırmalı çalışmalarla doğrulanması beklenmektedir.

5 Aralık 2020

30 Kas 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı
video
30 Kas 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Sigara Akciğer Kanseri Nedeni
video
18 Kas 2020

BY: serdarturhal

Comments: Yorum yapılmamış

Yakında akciğer kanserinde hedefe yönelik tedavi imkânı olacak

Akciğer kanserinde tedavi alanındaki yeni gelişmeler ölüm oranını azaltıyor. 2013 yılından bu yana akciğer kanseri tedavilerindeki gelişmeler sayesinde ölüm oranlarında yıllık 3 ile 6 oranında azalmanın görülüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Akciğer kanseri en sık rastlanan kanser türlerinin başında geliyor. Son 30 yılda kanserde verilen yaklaşık yüzde 30 ölüm oranındaki azalmada akciğer kanserindeki tedavilerdeki etkinliğin de önemli bir katkısı oldu” açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Serdar Turhal, 17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü vesilesiyle tanı ve tedavideki son gelişmelerden söz etti…

2000 yılında Amerika’da yapılan Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) toplantısında, 4 ayrı kemoterapi rejiminin karşılaştırıldığının, hastaların bu tedavilere ortalama yüzde 20 cevap verdiğinin ve ortalama sağ kalımın 8 ay olduğunun rapor edildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “O günden bu yana, özellikle 2013 yılından bu yana akciğer kanserine bağlı ölüm oranlarında yıllık yüzde 3 ila 6 oranında azalma oldu” dedi.

Akciğer kanserinde sağ kalım oranı arttı

Yalnızca 2020 yılında akciğer kanserinde 9 yeni endikasyonda tedavinin onaylandığının altını çizen Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bunların 4 tanesi tamamen yeni ilaçlardan oluşuyor. Bu tedavilere olan cevap oranları yüzde 50 ila 85 arasında değişiyor. Ortalama hastalıksız sağ kalım 10 ila 25 ay arasına kadar çıktı. Pek çok akciğer kanseri tipinde ortalama sağ kalım artarken, özellikle de ALK geni mutasyonu pozitif olan metastatik kanser hastalarında ortalama sağ kalım 5 yılın üzerine çıktı” şeklinde konuştu.

Yakında akciğer kanserinde hedefe yönelik tedavi imkânı olacak

Yine bu yıl, daha önce kalın bağırsak kanserinde bakılan KRAS mutasyonu olan (KRAS geninde olan değişiklik) akciğer kanseri hastalarındaki cevap oranlarının yüzde 32 ve meme kanseri hastalarında bakılan HER2 mutasyonu olan hastalarda cevap oranlarının yüzde 60 olduğunun erken bir çalışmada gösterildiğini belirten Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Yakında akciğer kanseri hastalarında 10’un üzerinde hedefi kontrol edip, hedefe, yani tümöre yönelik tedavi ilaçlarını verme imkânımız olacak gibi görünüyor” dedi.

Bir başka ümit vadeden tedavi gelişmesinin de “immün check point inhibitör tedavileri” olduğunun altını çizen Prof. Dr. Serdar Turhal, “Burada 5 tane ilacımız var ve bununla ilgili olan PD-L1 mutasyonu yüksek ise, hastaların 5 yıllık sağ kalımları metastatik seviyede dahi yüzde 32 seviyesinde oluyor. Bu mutasyon hastaların yaklaşık yüzde 30’unda görülüyor” açıklamasında bulundu.

Yeni tedavilerin uygun şekilde hastalara ulaşması fayda sağlayacak

Bu yıldan itibaren ikili hedefe yönelik tedavilerinin hastalarda uygulanmasının da onaylandığını dile getiren Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bu tedavilerin erken evrede, yani tümörü cerrahi olarak çıkarılmış hastalarda koruma amaçlı faydalı olduğuna dair çalışmaların da önümüzdeki dönemde açıklanmasını bekliyoruz ancak şu an henüz buna ilişkin bir kanıtımız yok” dedi.

Akciğer kanseri tedavisinde gelişmeler umut verici ancak sonuç olarak hala birinci önceliğin sigaranın bırakılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Turhal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sigara içen hastaların 55 yaşından sonra akciğer tomografisiyle taranması şeklinde olan tarama önerisi henüz genel popülasyonun yüzde 1’inden azında gerçekleşmekte. Onun için bunun artması akciğer kanserinin erken tanısında bize bir imkân sağlayacaktır. Yine yeni tedavilerin uygun hastalara ulaşması hastaların daha uzun yaşamasını sağlayacaktır. Likit biyopsi, yani kan örneklerinde tümöre ait hücre ve genetik materyal incelemeleri ile tümörün çok küçük boyutlardayken saptanabilmesi sayesinde ise hastaların erken dönemde kanserinin bulunması ve tedavilerinin başlamasının yakın gelecekte bir fırsat yaratacağını düşünmekteyiz. Başka kanserlerde olduğu gibi hastaların sürmekte olan çalışmalara katılmalarının da akciğer kanseri tedavisinin gelişmesinde önemli bir katkısının olacağını düşünüyoruz.”

  • 1
  • 2